|
'Kredi köpüğü, cadı avı ve laleler'
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Herşeyin bir vakti, zamanı vardır derler.
Ucunda olduğumuz bu uçuruma baktığımda, 'daha önce de bunu yaşamamış mıydık?' diye sormaktan kendimi alamıyorum. Neden Kuzey Yarımküre'de mali krizler, hep sonbaharda patlak verir? Yıllar yılı eylüller, ya da ekimler hep gergin bir havada geçti. 1929 Krizi, 1987 Krizi, 1997'nin Asya Krizi, ve 2008'in kredi krizine bakılırsa, piyasalar çökerse şu vakitlerde çöküyor. Peki neden? Yanıt insan tabiatı olmalı. Çünkü piyasalar da nihayetinde insanlardan oluşuyor. Bahar iyimserliğinde çözülebilecek gibi görülen sorunlar, yaz ayları boyunca boşlanıp irin topluyor. Tatiller bitip herkes işbaşı yaptığındaysa, sorunlar aynen ya da daha kötüleşmiş olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlar yılın sonu yaklaşırken bunların olası etkilerini düşünüp paniğe kapılmaya başlıyor. İniş ve çıkış dönemleri aslında, insan yaşamının hemen her alanında var. Bu, tarımın binlerce yıllık gerçeği. Yedi yıllık bereketli hasadın ardından yedi yıl zayıf hasat olur. Ya da yüksek fiyatlar üreticileri bir alana çeker. Ancak onların da üretimi piyasaya girdiğinde, mal bolluğu herkesin birden fiyatlarını düşürür, verimli üretim yapamayan batar. İktisat tarihçileri tarım ve finans arasında da yakın ilişki olduğunu hatırlatır bize. Başlıca üretimin tarım olduğu 19. yüzyılda, finans sektöründe faizler baharda çiftçiler tohum alacağı zaman yükselir, sonbaharda hasat ardından çiftçiler borçlarını ödeyince düşerdi. Tarımın ekonomideki etkisinin azalmasından sonra da, uzmanlar hala faizlerde mevsimsel iniş çıkışlar tespit edebiliyorlar. Daha da tuhaf bir örnek 30 yıl önce Londra'nın finans merkezinde, güvenlik görevlilerinin sizi kapılardan çevirmediği günlerde, sağa sola gider, bankalara uğrayıp iktisatçılarla konuşurdum. Kasvetli bir akşam üzeri, kendimi sandalyelere dizilmiş üniformalı adamların oturduğu bir koridorda bulduğum olurdu. Bunlar hava kararmadan son teslimatlarını yapmayı bekleyen banka kuryeleriydi. Kuryeler Londra'nın finans altyapısının hayati bir unsuruydu. Çantalarında, tüm halkın çeklerini takas merkezine götürür, böylece bankaların bunları birbirleri arasında takas edip finans çarklarının dönmesini sağlarlardı. Ancak yağmurlu günlerde, kuryeler işlerine biraz ara verip, derme çatma bakımsız bir kafeye dalıp yağmurun dinmesini beklerlerdi. Bu da çeklerin takasa gitmesini geciktirirdi. Dolayısıyla bankalar da yağmurlu günlerde günün sonunda kuryenin çantasından çok yüklü bir çek çıkması ihtimaline karşı, faizlerini birazcık daha yüksek tutarlardı.
Bu da tarihin en tuhaf finansal olgularından birine yol açtı. Yağmurlu günlerde yükselen faizler... Tabii bu anlattığım 30 yıl önce, çekler ve kuryelerin yerini elektronik piyasalar ve bilgisayar ekranları almadan önceydi. 'Kredi köpüğü, cadı avı ve laleler' Elektronik ağ ortamındaki mali panikler ise kuryelerin devrindekilere göre çok daha büyük ölçekli ve derin oluyor. Ancak kapitalizm, dispiz kuyuların, uçurumların eşiğine daha önce de pek çok kez geldi. Ve bu badirelerden hırpalanmış ama daha deneyimli şekilde çıktı. İşte tam böyle zamanlarda bilge bankacılar, Londra'da 167 yıl önce yayımlanmış bir kitaba başvuruyorlar. Kitabın adı "Olağanüstü Halk Yanılsamaları ve Güruhların Cinneti". Bu kitapta İskoç gazeteci Charles Mackay, piyasalarda oluşan balonların da insan tabiatının çok tanıdık bir ürünü olduğuna ilişkin, Orta Çağ'da cadı avlarından, 17. yüzyıldaki Hollanda laleleri çılgınlığına sayısız örnek veriyor. Mali piyasalar da bu çılgınlık dönemlerinden etkilenmeye çok açık. "Halk Yanılsamaları" kitabının bir baskısında, Wall Street'ten finans uzmanı Bernard Baruch'un bir notu da yer alıyor. Servetini erken satışa, bunu da kitaba borçlu olduğunu söyleyen Baruch, 1929 krizinin en dip noktasında kaleme almış notunu. Şöyle diyor: "Bu satırların yazıldığı kasvetli ortamda, pek çoklarının, bu kriz bir yerde duracak mı, bitecek mi? diye düşündüğü anda bile, işe yarayacak sihirli sözcükler 'Hep zaman durdu, bitti' olabilir." Şimdiye kadar Baruch'un haklı çıktığı anlaşılıyor. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||