|
İsviçreliler ve saat
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Gazeteciliğe İsviçre radyo televizyonunun uluslararası yayınlarında başlamıştım. BBC'ye benzer bir yer. Küçük ve tuhaf bir
fark dışında.
Her gün saat tam tamına 9'da, 12'de ve 4'te bütün ofisler bomboş, kantin ve asansörler tıklım tıklım. Neden mi? Sabah kahvesi, öğle yemeği ve öğleden sonra kahvesi için. Ama her zaman dakikası dakikasına aynı saatte. Halbuki şirketin mola için belirlediği bir saati ve kuralı yok. Ama İsviçrelilerin adeti böyle. İlk işlerimden biri bir hastanede bir nörologla mülakat yapmaktı. Fakat tam 9'da gitmek gibi bir hata yapmıştım. Bomboş hastane koridorlarında, hastaların sessizce yattığı koğuşlarda dört döndüm, tek bir doktor ya da hemşire göremedim. Sonunda aradığım doktoru kantinde kahve içerken yakalamayı başardım. "Sabah 9'da kahve içmek istemiyorsam ne olacak?"diye sordum bir iş arkadaşıma sonunda. "Ya kahvemi saat 10'da içmek istersem?" Düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı bir süre, sonra, "Yalnız kalırsın, çünkü herkes 9'da gidiyor. Konuşucak kimse olmaz etrafında" dedi. Fakat dakiklik konusundaki bu milli haslete rağmen, inanır mısınız, İsviçre şirketleri şu sıralar, çalışanlarının iş ve mola saatlerine resmiyet kazandırmaya karar verdi. Bir dizi tuhaf sonuç yarattı bu ister istemez. Çevirmen olarak çalışan bir kadın tanıyorum. Sessiz sakin bir tercüme ofisinde çalışıyor. Herkes kendi halinde, telefon bile çok az çalıyor. Kadın öğlen yemeği saatinde yüzmeyi seviyor. Ama tahmin edebileceğiniz gibi, herkes öğlen yemeğine aynı saatte çıktığından havuz da o saatte tıklım tıklım oluyor. O da devrimci bir karar verip bir saatlik yemek molasını 12 yerine bir buçukta almış bir gün. Havuz bomboş tabii. Nefis bir durum. Bir güzel yüzüp geldikten sonra bilgisayarını açınca bir de ne görsün? Patronundan bir elektronik mektup. Kendisine saat 2'den sonra öğle yemeğine çıkılamayacağını hatırlatıyor. Yarım hafta çalışan bir başka arkadaşım var. Teorik olarak her sabah 8'den öğlen 12'ye kadar çalışması gerekiyor. Ama bazı günler işler çok yoğun olunca, 2'ye kadar çalışıyor. Ama iş yerine yerleştirilen elektronik çalışma saatleri denetim cihazı yüzünden fazla mesailerini bir türlü tam alamıyor. Çünkü cihaz otomatik olarak 12 ile 1 arasında yemek molasında olacağını varsayıyor. En garip sistem ise ilk işim olan İsviçre yayın kuruluşundaki eski çalışma arkadaşlarıma uygulanan. Günlük bir form. Her gün, işte yaptığınız her şeyi 15 dakikada bir bu forma kaydetmeniz gerekiyor. Düşünün, acil bir haberi televizyonun haber bültenine yetiştirmeye çalışıyorsunuz. O arada her 15 dakikada bir durup forma ne yaptığınızı yazacaksınız! Okullar dakiklik bakımından diğer bir önemli mekan tabii. Ama okulların ders programı görülmemiş bir karmaşıklıkta. Size iki oğlumun ders programından örnek vereyim. Pazartesi günü biri okula yedi buçukta başlıyor. Öteki sekizi tam yirmi geçe. Biri eve 11'de geliyor. Diğeri 12'de. Biri 2'de yeniden okula gidiyor, diğeri öğleden sonra evde. Her gün böyle ama hiç bir gün birbiriyle aynı değil. Değişmeyen tek şey iki saatlik öğle yemeği arası. Ama okul kantininde yemek diye bir şey yok. İsviçre'de sosyal yaşam hala annelerin daima evde olduğu ilkesi üzerine kurulu olduğundan çocuklar yemek için mutlaka eve gönderiliyor. Üç çocuklu bir arkadaşım var. Yıllardır iş arıyor ama hiç bir zaman yapamadı. Çünkü çocukların ders programıyla birlikte düşünüldüğünde hiçbir zaman 1 saat 43 dakikadan daha uzun bir süre evden ayrılmasına olanak yok. Ama dakiklik ve zaman saplantısının muhteşem bir olumlu yanı da var: Trenler. Daima zamanında kalkıyor ve hemen her zaman duraklarına zamanında varıyorlar. Bu yüzden mesela 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası için İsviçre'ye akacak futbolseverlerin maçın başını kaçırmak gibi bir kaygı duymasına hiç gerek yok. Maçların yapılacağı bütün kentlere konan ek tren ve tramvay seferleriyle birlikte, bütün bir dakik toplu taşıma sistemi hizmetlerinde olacak. Ama daha ilginci, İsviçrelilerin, misafirlerin alışkanlıklarına nasıl uyum sağlayacağını izlemek olacak. İtalyanlar Zürih'e gidince mesela, kapuçinolarını 9'da değil 11'de içmek isteyebilirler. Bern'deki Fransız futbolseverler ise saat ikide şöyle birkaç çeşit yemek yemek isterse ne olacak? Bu yüzden İspanyol takımının maçının İsviçre'de değil de Avusturya'da oynanacak olması belki de iyi oldu. Yoksa, akşam yemeklerini gece 10 civarında ısmarlamak istediklerinde İsviçreli lokantacılar herhalde zor anlar yaşayacaklardı. Ama herşeyin saat gibi tıkır tıkır işleyeceğinden eminim ben yine de. Uzatmalara gidilmedikçe. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||