|
Stokholm yaşamı ve şaşırmak
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
İnsan yaşadığı ortam ve koşullara ayak uydurabilmek için zaman içinde kendine göre yöntemler geliştiriyor.
Eski bir özdeyişten hareket edersek Müslüman mahallesinde salyangoz satan adam durumuna düşmemek için insanlar kıyafetinden, davranışlarına kadar kendine çeki düzen veriyor. Nereden aklıma geldiğini hemen anlatayım. Sonbahar başında havalar henüz soğumamıştı. Çoğunluğunu Türkiye göçmenlerinin oluşturduğu Stockholm’ün banliyö semti Rinkeby’e gitmiştim. İkişerli, üçerli gruplar halinde gezinenler vardı. Birden dikkatimi çekti. Bazıları kollarını arkada belinde kavuşturmuş, tespihini çekerek, yavaş ama ahenkli bir tempoda yürüyordu. Keyifli oldukları yüzlerinden belliydi. Şöyle bir düşündüm. Bunca yıldır ellerini arkada belinin üstünde kavuşturup yürüyen tek bir İsveçli bile görmemiştim. Hatta bu kadar yavaş yürüyene bile rastlanmaz. Yaşlı değilse, hasta değilse bütün İsveçliler askerlikteki tempolu yürüyüş alışkanlığından kurtulamamışlar gibi hızlı yürürler. Sanki hep aceleleri varmış gibi. Göçmen mahallesinde yaşayan türbanlıların sayısında da gözle görülür bir artış seziliyor. Genç delikanlılar arasındaysa sakallıların sayısı hızla artmakta. Birçoğu genç yaşta hac ziyaretini bile tamamlamış. Tamamlamış demek de, tam doğru değil. Aralarında iki-üç defa Hacca giden de var. 'Müslüman mahallesinde salyangoz satmak' aykırılığına düşmemek gerektiği malum ama, küreselleşme ve göçler ile, galiba, aykırılıklar da normalden sayılmaya başladı. Stockholm’ün merkezindeki caminin Arap imamı, geçen yıl bütün siyasi partilere bir mektup göndererek, Müslümanlar için geçerli olmak üzere, evlilik ve aile yaşamı için özel yasalar çıkarmalarını talep etti. Tabii imamın talebi kabul görmedi ama, artan Müslüman nüfus ve tarikatlerin güçlenmesiyle, ilerde tekrar gündeme gelmeyeceği de, iddia edilemez. Uzun kışa tahammül etmenin yolları
İnsanın yaşadığı ortama ayak uydurabilmek için kendine göre yöntemler geliştirdiğini söylemiştim. İsveç’in uzun, karanlık ve soğuk kışlarına hazırlıklı olmak gerekiyor. Yoksa Ocak ya da Şubat ayında insanın pili tükeniyor. Bu yüzden ben kış başında iki üç hafta Ege ya da Akdeniz kıyılarına kaçarım. Kış başında depoladığım bu enerji de, aslında kışı geçirmeye yetmez. Mart ayında da bir iki haftalık bir güneşe kaçış daha gerekiyor. Bu kaçışın sadece benim için geçerli olduğunu sanmayın. Noel ve Paskalya tatilinde Tayland sahilleriyle, Kanarya Adaları, İsveçlilerle dolup taşar. İklim koşullarına ayak uydurmak için bu önlemleri almak gerekiyor, yoksa insan kış ortasında buz üstünde patinaj yapan otomobillere dönüyor. Ve dönüş Bunca yıldır tatile gider gelirim ve her dönüşümde bir sürpriz gelişmeyle karşılaşırım. İnsan her ne kadar yaşadığı ülkenin sosyal dokusuyla kaynaşıyorsa da bazı şeyler var ki, anlamakta güçlük çekiyor. Geçen hafta Türkiye’den dönünce kadınların havuza üstsüz girme kampanyası başlattıklarını öğrendim. Uppsala Üniversitesi’nden iki genç kızın havuza üstsüz girmelerine izin verilmeyince bir grup kadın kampanya başlatmış. Kadın-erkek eşitliği gereği kadınların da erkekler gibi belden yukarılarında bişey olmadan havuza girebilmeleri gerekiyormuş. Bir yanda türbanlılar, öte yanda göğüslerini açmak için savaşanlar... Burası İsveç işte! Tabii bir de işten boğulup kendini içkiye verenler var. Stockholm Belediye Başkanı Bayan Christina Axell Olin’in içki bağımlığından bir ay rapor alıp tedavi merkezine yattığı haberi de, göğüsleri açma kampanyası gibi şaşkınlık yarattı. Bu son şaşırmam olsun, bundan sonra hiçbir şeye şaşırmayacağım. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||