BBCTurkish.com
  • Yardım
  • Sadece metin
 
NEWS
 
SPORT
 
WEATHER
 
 
Son güncelleme: 09 Kasım, 2007 - TSİ 17:16
 
Bu sayfayı arkadaşıma gönder   Yazıcı için
Güney Afrika'da iyi yaşam düşü
 

 
 
Johannesburg'dan kara yoluyla ayrıldım. Şiddetli bir yağış vardı. Alışık olmadığımız bir hava, kentteki gökdelenlerin üstüne örtülmüştü adeta.

Güney Afrikalı kadınlar mitingde

Ama çok geçmeden, güneydeki Free State'e doğru giden yola girdiğimde güneş çıktı yeniden. Kilometrelerce uzanan bu düzlük arazi, Güney Afrika'nın tahıl ambarı ve burasının kentteki hızlı yaşamla en ufak bir ilgisi bile yok.

İlk durağım Smithfield kenti oldu. 1848 yılında kurulmuş. Bugünkü nüfusu 6 bin civarında.

Smithfield'da gazeteci ve sosyal yorumcu Carmel Rickard'la buluşacaktım. Rickard'ın, gazetedeki köşesinde her hafta Free State'teki hayat hakkında yeni ve ilginç birşeyler bulup yazabilmesine hayranım.

Carmel, biraz daha sükunet bulabilmek amacıyla, birkaç yıl önce Durban'dan buraya taşınmış. Buradaysa karşısına tipik bir Güney Afrika taşrası çıkmış.

Afrika Ulusal Kongresi'nin kontrolündeki yerel yönetimin, yolsuzluklara ve kötü idareye göz yumduğu, bunun uzantısı olarak gerek siyah, gerekse beyazlar arasında kuşkucu bakışın yerleştiği bir ortam.

Carmel, Smithfield'in yoksul bir bölge olduğunu anlatıyor. Kaynaklar çok kısıtlı, halk da yoğun bir yaşam mücadelesi içinde.

Güney Afrika'da her zaman duyduğunuz bir ifade vardır: Hizmet sunmak. Su ve sağlık hizmetler sunulması örneğin... Ya da sunulamaması.

Birçok yerde insanların öteden beri umdukları şeyler hala gerçekleştirilemedi. Carmel, işte bu yüzden halkın giderek daha büyük bir bıkkınlık içine girdiğini anlatıyor.

Üstelik bu duygu, sadece büyük kentlere özgü değil, Smithfield gibi dümdüz, ovalık bir taşra yöresi için de geçerli.

Doğu Cape'e doğru, dağları aşarken, Frontier Country'ye giriyorum. Burası, 18'inci ve 19'uncu yüzyılda, İngiltere'den göç edenlerin 'Büyük Balık Irmağı'nın bir yakasından, karşı yakadaki yerli Xhosa kabilesiyle savaşa girdiği bölge.

Bölgedeki kentlerin isimleri de Britanya'nın imparatorluk döneminden görüntüleri akla getiriyor: Queenstown, Jamestown, King William's Town...

Ama bir de Amatola Tepeleri'nin eteğinde Alice kasabası var. Bu ülkede bulunduğum her yerden daha fazla, gerçek Afrika'yı anımsatıyor Alice. Nedeni de, hemen hemen hiçbir beyaz bulunmaması kasabada.

Irk ayrımcılığının uygulandığı yıllarda, Alice, Ciskei'ın bir parçasıydı. Yani siyahlara, kendi bölgelerinde 'sözde' bağımsızlık verilen topraklar.

Bu politika yürümemiş, uluslararası düzeyde alay konusu olmuştu.

Alice kasaba merkezinden uzanan yolda, karşıma Güney Afrika'nın en eski akademik kurumlarından biri çıkıyor: Fort Hare Üniversitesi.

Üniversite 1916 yılında 'Güney Afrika Yerli Koleji' adıyla kurulmuş, mezunlarının birçoğu sonradan çok büyük işler başarmıştı.

Fort Hare Üniversitesi

Fort Hare Üniversitesi, Nelson Mandela ile Robert Mugabe'nin de aralarında bulunduğu, dört Afrika cumhurbaşkanı çıkarmış olmakla övünüyor.

Mandela, öğrencilerin protesto eylemine katıldığı için, 1940 yılında üniversiteden atılmış ve hiçbir zaman da tamamlayamamış yüksek öğrenimini.

Fort Hare, o dönemlerde en büyük gücünü devrim politikasından alıyordu. Bugünse çok daha sakin bir ortam var üniversitede.

Özgürlük Alanı'ndaki ağaçların altında beş öğrenciyle karşılaşıyorum. Lisa, Dumisani, Pumelele, Phozisa ve Baxolise.

Bu gençler, anne babalarının tersine Güney Afrika'da demokrasi sağlanması için çarpışmıyorlar.

Onlar artık demokrasinin bir parçası ve Afrika Ulusal Kongresi yönetimi altında geçirilen 13 buçuk yıl ardından, hayata hem iyimser, hem kötümser gözlerle bakıyorlar.

Lisa, Afrika Ulusal Kongresi'nin ülkeyi doğru yönde götürdüğünü düşünüyor. Ne var ki politikada kişilerin öne çıkmaya başlamasından rahatsız.

Ama belki de bu, seçim öncesindeki büyük liderlik mücadelesi içinde kaçınılmaz.

Dumisani, yoksullarla varlıklılar arasındaki uçurumdan kaygılı. Zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul hale geliyor ülkede.

Pumelele, Afrika Ulusal Kongresi'nin sadık seçmenlerine ihanet edildiğini düşünüyor. Hükümetin politikaları ekonomik büyüme üzerinde odaklanırken, parti tabanını oluşturan kitlelerin, yaşamın temel unsurlarına sahip olamamasını eleştiriyor.

Phozisa, insanların hala, sırf sadakat duygusuyla Afrika Ulusal Kongresi'ni destekliyor olmasına şaşıyor. "Uygulanan politikaya aldırmaksızın, sadece parti amblemine oy veriyorlar" diyor.

Baxolise ise, Afrika Ulusal Kongresi'nin ülkedeki tek uygun siyasi örgütlenme olduğu inancında.

Ama bir fark yaratabilmek için, partiye üye olunmasının şart olduğu görüşünde. "Dışardan eleştiri yapmak bir işe yaramaz" diyor.

Doğu Cape bölgesinde yolculuğuma devam ederken, buralarının genellikle kırsal ve az gelişmiş bir bölge olduğunu sık sık hatırlatan görüntülerle karşılaşıyorum.

Yolunuza çıkan büyükbaş hayvan sürüleri ciddi bir tehlike yaratıyor. Bu geçtiğimiz hafta içinde, birlikte yolculuk ettiğim meslektaşımla birlikte N2 karayolunun kenarında bir taşıtın vurduğu, ağır yaralı bir keçiyi kurtardık.

Nosimo Balindlela

Karanlıkta az kalsın bir Afrika yaban domuzuna çarpıyorduk. Doğu Cape eyaletinin merkezi Bisho'nun tam ortasında, yolun bir kıyısında ineklerin otladığına tanık olduk.

Burası Güney Afrika'nın en yoksul eyaletlerinden biri. Doğu Cape eyaleti Başbakanı Nosimo Balindlela, halkın ihtiyaçlarının çok büyük olduğunu kabul ediyor.

Şimdi gözler, taşra bölgelerinde. Zira Afrika Ulusal Kongresi'ni, 2012 yılındaki yüzüncü kuruluş yıldönümüne taşıyacak olan adayları, partinin ülke çapındaki merkezleri belirleyecek.

Bu da, çok önemli bir sorumluluk, çünkü Güney Afrika'da birçokları, ülkenin tam anlamıyla ve hızla bir kavşak noktasına doğru ilerlediğini düşünüyor.

 
 
BAŞLICA HABERLER
 
 
Bu sayfayı arkadaşıma gönder   Yazıcı için
 
  Programlarımız|Frekanslarımız |Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
 
BBC Copyright Logo ^^ Başa dön
 
  Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
 
  BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
 
  Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik