|
Tufan’dan sonra | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Mardin’den İpek Yoluna çıkıp Nusaybin’i de geçtikten sonra varacağınız Cizre, pek çokları tarafından Nuh Tufanı’ndan sonra insanlığın yeniden doğduğu yer olarak kabul edilir.
Zaten Arapça kökenli Cezire iki nehir arasındaki ada anlamını taşır. Efsaneye göre güvercin ağzında bir zeytin dalı ile gemiye vardığında sular çekilmeye yüz tutmuş ve Cudi’nin dorukları kendisini göstermiştir. Nuh’un Cizre’deki kabri ve Cudi Dağı’ndaki tahtı da bu mucize’nin esaslı delillerinden sayılır. Lakin Cizre’ye yolu düşenler gemiden çıkan her cinsten bir çift hayvan ve Nuh’un tebaasından kalanların soyunu görme umudu taşıyorsa fena halde hayal kırıklığına uğrayacaklar, zira gelenleri sadece ve sadece gazeteciler, kameralar ve canlı yayın araçları karşılıyor bu günlerde… Babasının elinden tutarak mecburiyet otelinin önünden geçen çocuğun işaret ettiği vaveyladan pek hoşnut görünmeyen Cizreli, adımlarını açarak uzaklaştığında ilçenin mutedil insanlarının bize bakış açısı da kendini göstermiş oluyordu. Cizre’de gazetecilerin, televizyoncuların ve canlı yayın araçlarının çokluğu hayra alamet sayılmıyor çünkü. Otelin karşısına düşen Kısmet bakkalının emektarı Osman Amca mütemadiyen görünüp ‘bir şey çıkmasa bari’ diye söylenirken bu gerginliği bilmeden resmediyordu aslında. Osman Amca haksız sayılmazdı hani, bütün coğrafyanın ekmek kapısı Habur’un önüne akşam bülteninde sıralanan canlı yayın araçlarının haber merkezlerine aktardıkları Cizre, Silopi yada Şırnak’ın işsizlik, altyapı, güvenlik sorunları değil bizzat kapıdaki sınır ötesi operasyonla ilgili görüntüler ve haberler oluyordu.
Bölgede ekonomi neredeyse dibe vurmuş, Cizre’nin her esen rüzgarla kıraç dağlardan taşınan tozlar kenti boğmuş, kamyoncular günlerce kuyrukta beklemiş ne gam. Varsa yoksa askeri hareketlilik ve onun peşinden koşturan bizler Pavlov’un denekleri gibi gözümüz hakiden başka renk tanımaz, kulaklarımız tank paletlerinden başka ses işitmez olmuştu. Tüm gün aynı yollarda ve güzergahlarda bilmem kaçıncı turlarımızı atarken bir asker bile heyecanımızı doruklara taşıyor, her zamanki yerinde her zamanki nöbetini tutmakta olan piyade erin etrafını kameralar, fotoğraf makineleri dolduruyordu. Sınır gözetleme kulelerindeki askerlerin nöbet değişimini yapan iki zırhlı aracı bir gelirken, bir giderken bir de detay görüntülerle resmettikten sonra montajda sihirli parmaklar salt bu görüntülerden iki dakikalık haber çıkarabiliyordu. E haliyle sınırın iki yakasındakiler de ekranları başında gerim gerim geriliyordu. Cizrelilerin kamyonlar ve onların şoförlerinden müteşekkil hayatlarına balıklama dalan bu 'ecnebiler'den hoşnutsuzlukları da pek haksız sayılmazdı. Ama Allah var, hakkımızın da teslim edilmesi gerekir. Bir açıldı bir kapandı Habur tüm istikrarsızlığıyla cümle tüccar alemine gerginlik yaşatırken bir anda Cizre, Silopi ve Şırnak’a doluşan iki yüzün üzerindeki haberci, piyasalarda canlanmaya da yol açmıştı. İlçenin barınılabilen tek yeri olan Onşar oteli bu bereketi görüp 60 lira olan oda fiyatını bir anda 180 liraya çıkararak ‘mecburiyet’ sıfatına hak kazanırken mini barlara ve lobiye nur yağıyordu. Sabah erken saatlerde günlük mutat kolaçanlarımızı tamamladıktan sonra nefesi otelin lobisinde alarak rakiplerin ne yaptıklarını sezdirmeden öğrenmeye çalışıyor, bu yorucu mesaiye çay ve kahveleri katık ediyorduk. Bu da otel patronunun cebine çeşitli para birimleri olarak anında yansıyordu.
Kentin lokantalarında da durum pek farklı değildi. Cizre’nin en rağbet gören mekanları Çamlıca, Bahçe ve Kervansaray Et Lokantası dolup taşıyordu. Buralarda da kendi çektikleri görüntüleri cilalayıp parlatıp diğerlerininkini karalama tadındaki sohbetlere esnaflar da katılıyor, şuradan konvoy geçmiş, şu bölgede mayın araması yapılmış diyerek bizlerle hafiften dalga geçiyorlardı. Biz kalkıp, ‘nereden ne haberi çıkar belli olmaz’ düsturuyla verilen istikametlere doğru koşturunca yeni müşterilere de yer açılıyordu böylelikle. İşin garibi ülke dışından gelen yabancı basın mensuplarının da kısa sürede bu illete tutulmaları. Çıkış yeri otel lobisi olan bir tüyo ile hareketlenen yerli malı habercilerinin arkalarından koşturuyorlar, kameraman, asistanı, sesçisi ve prodüktörleri ile aynı yere gidip aynı şeyleri görüntüledikleri halde bu malzemelerle bir haber yapılamayacağını görüp akşamın bültenlerine bakıp ‘ben de oradaydım, niye görmedim’ düşüncesiyle üzülüyorlardı. Tufan’ın üzerinden külliyetli bir zaman geçmiş olmasına rağmen bu olgunun yarattığı korkuya şahit olabilirsiniz Cizre sokaklarında, çünkü bu günlerde yeni bir tufan bekliyorlar, üstelik bu yeni tufanın kesinlikle Tanrısal olmayacağına kimsenin şüphesi yok... | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||