|
Cincirik’ler salıncak olmuş | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki sınır kasabası Cizre’de yaşamın rutinini pek az şey değiştirir aslında.
Bunlardan birisi mütemadiyen yakınlardaki Habur Sınır Kapısı’nın kapanmasına yol açabilecek sınır ötesi operasyon ihtimalidir. Diğeri ise tamamen çocukların gündemyle ilgili. Oyun alanlarının yok denecek kadar az olduğu Cizre’de çocuklar gönüllerince eğlenmek için bayramı beklemek zorundalar. Her Ramazan ve Kurban bayramlarında Cizre meydanına kurulan cinciriklere koşar çocuklar. Ahşap direkler ve merteklerle yapılan salıncağın buradaki adı "cincirik". Son yıllarda elle çevrilen küçük dönme dolaplar ve gondollar da cinciriklerin yanı başında yerlerini aldılar. Böylelikle keyfine doyulmaz bir eğlence bayram süresince çocukların hayallerinin merkezi oldu… Çocuklar cinciriklerle bir bayramda daha, mutlu heyecanlı günler geçirirken; Dicle’nin kenarında ellili yaşların başındaki Gule Uysal’ın tek gözlü evindeki hakim duygu hüzün. PKK saflarına katılan kardeşi Abdullah Uysal 1992 yılında bir operasyon sırasında öldürüldükten sonra hayatı bir daha istediği gibi olmamış Gule Uysal’ın. Kardeşinin üzüntüsü nedeniyle yakalandığı kanser hastalığının tedavisi için her ay iki kez Diyarbakır’da hastaneye gidiyor. Bir süre önce de eşini kaybeden Gule Uysal’ın oğlu ise askerlik görevini yapıyor. Yine bir sınır ötesi operasyonun tartışıldığı bu günlerde Kürt-Türk pek çok insanın öleceği endişesini, kardeşini dağda kaybetmiş ve oğlu asker olan bir kadının tüm duyarlılığıyla içinde hisseden Gule Uysal kendisine uzatılan mikrofona çaresizce lütfen artık kimse ölmesin diyor. “Ben bir anayım ve hastalığım nedeniyle bu dünyada çok günümün kalmadığını biliyorum. Büyük bir acı içinde öleceğim ancak bu hastalığımın bana verdiği bir acı değil, bugün belki de evlenmiş ve çocukları olmuş kardeşimi öpüp koklamak yerine ancak mezarını ziyaret ediyorum. Yarın belki de operasyonda oğlum ölecek. Bana acı veren işte bu” derken gözyaşlarını tutamıyor…
Mecit Yıldız ise yeni girdiği 102 yaşını doksanlı yıllarda göç etmek zorunda kaldığı Cizre’de yaşıyor. Silopi’ye bağlı Hisar köyü güvenlik gerekçesiyle boşaltıldığında Mecit Yıldız ailesini alarak Cizre’nin kenar mahallelerinin birine yerleşiyor. Geniş avlulu evinin her bir odasını oğulları ve torunlarıyla paylaşıyor. Köylerinin boşaltılması sonucu açtıkları dava mahkeme koridorlarında sürünüyor kendi ifadesine göre. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açabilmesi için önce iç hukuk yollarının tükenmesi lazım. Mecit Yıldız’ın aklındaki tek şey tıpkı Gule Uysal’ınki gibi, ölmeden önce güzel günleri görebilmek. Köylerinin Cudi dağı eteklerinde bulunduğu ve PKK militanlarının geçiş yollarına yakın olduğu gerekçesiyle boşaltıldığını belirten Mecit Uysal bir anda sudan çıkmış balıklar gibi ortada kaldıklarını ve o günlerde çok acı çektiklerini anlatırken gözlerine hüzün çöküyor. Artık 102 yaşına geldiği için kimseden korkmadığını ve köyüne dönebilmek için elinden gelen her şeyi yapacağını söyleyerek tek endişesinin çocuklarının bundan zarar görmesi olduğunu söylüyor. Ramazan Bayramı’nın birinci günü konuk olduğumuz evinde eski Kürt hikayelerini, Mem-u Zin’i, anlatırken söz dönüp dolaşıp köyüne geliyor. Kürt destanlarının yerini Mecit Yıldız’ın artık çok uzaklarda kalmış köyündeki yaşamından enstantaneler alıyor ve hüzünle konuşuyor Mecit Yıldız; “Köyleri boşalttılar, ortada kaldık, perişan olduk, ama ne oldu, meseleler halloldu mu, işte yine operasyondan bahsediyorlar, kaçıncısı bu bilmiyorum bile, barış varken niye savaş.” Cizre, Silopi, Şırnak ya d a Nusaybin’e ‘olası’ bir sınır ötesi operasyon için gelen haberciler, bir konvoyun geçmediği ya da helikopterlerin uçmadığı ‘boş’ günlerinde toplum-yaşam haberleri yapmak için sokağa çıktıklarında aslında yıllardır bu coğrafyada pek çok şeyin değişmeden sürüp gittiğine tanık oluyorlar. Pek çok dram pek çok acıklı hikayeyi takip ediyor. Ancak elbette değişen bazı şeyler de yok değil. Örneğin kendisiyle ‘Cincirikleri çok mu seviyorsunuz’ yolundaki bir soruya küçük Cizreli, ‘O cincirik değil ki, salıncak’ diyerek en azından çocukların televizyon internet ve diğer iletişim araçlarıyla ebeveynlerine göre biraz daha globalleştiklerini ortaya koyuyor. Çünkü kimsenin aklına gelmezdi bu. Cincirikler salıncak olmuş Cizre’de… | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||