|
Ak koyunlar kara koyunlara karşı | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İsviçre'de seçimler için Amerika'daki gibi balonların uçurulduğu gürültülü kampanyalar düzenlenmiyor.
Ya da İngiltere'deki gibi büyük partiler arasında ölümüne oy mücadelesi yaşanmıyor. Sonuçta İsviçre, 60 yıldır koalisyonlarla yönetilen bir ülke. Dahası ülkede büyük kararlar hükümete bırakılmıyor. İsviçre doğrudan demokrasisinde, herşeye ülke çapında düzenlenen referandumlarla halk karar veriyor. Yılda birkaç kez referandum yapılıyor. Bu yüzden de genel seçimler büyük heyecan uyandırmıyor. Seçmenler, seçimin ertesi günü, bir önceki günkü hükümetle uyanmayı umuyor. Fakat bu yıl farklı. Aylardır, sağcı İsviçre Halk Partisi, hararetli bir kampanya yürütüyor. Parlamento'daki en büyük partiler. Kamuoyu yoklamalarında da önce görünüyorlar. Partinin çok konuşulan seçim posterinde, İsviçre bayrağı önünde, bir kara koyunu tekmeleyen üç ak koyun var. Bazıları, bunun açıkça ırkçı bir poster olduğunu söylüyor. Ama Halk Partisi, posterin, parti politikalarını çarpıcı bir şekilde özetlediği görüşünde. Parti, suç işleyen göçmenlerin ve ailelerinin ülkelerine geri gönderilmeleri gerektiğini savunuyor. Buna ek olarak minareleri yasaklamak istiyorlar. Bu, ibadet ettikleri depolara, işyerlerine minare dikme çabasındaki İsviçreli Müslümanları kızdırıyor. Halk Partisi ayrıca, İsviçre vatandaşı olmayı daha da zorlaştıracağını söylüyor. Kısacası, popülist ve milliyetçi bir siyaset izliyor. Şimdiden bu politikaların ne anlama geldiğini gösteren işaretler var. Partinin güçlü olduğu bir kasabada, eski Yugoslavya göçmeni bir gencin İsviçre vatandaşlığı geri alındı. Gerekçe suç işlemesi değil, okulda disiplin notunun zayıf olması. Kara koyun posterine her yerde rastlamak mümkün. Zürih'te Cristoph Mörgeli'yle konuşuyorum. Partisinin seçim kampanyasının beyni olduğu söyleniyor. Mörgeli, kampanyalarının ana temasını bir cümlede özetliyor ve " İsviçreli olmak İngiliz olmaktan çok daha önemlidir" diyor: "Bizde doğrudan demokrasi var. Bu da kararlar verilirken halkın sorumluluk alması demek. Avrupa'nın başka yerlerinde bu yok." Kimin İsviçreli olmayı hak edip etmediği tartışması ya da tüm sorunlardan yabancıları sorumlu tutma fikri partiye destekte önemli rol oynuyor. Peki, bu fikir, modern İsviçre kavramıyla örtüşüyor mu? Burası bir göçmenler ülkesi. Nüfusun yüzde 20'si yabancı. Nüfusun yüzde 50'sinin de İsviçreli olmayan bir, anne, baba, büyükanne, dede ya da eşi olduğu tahmin ediliyor. Örneğin Andrew Katumba ve Aliki Panayides. Andrew, "İsviçre çok değişti. Ve kimse bu gerçeği kabul etmek istemiyor" diyor. Ugandalı bir babayla Ukraynalı bir annenin oğlu olan Andrew, milletvekili adayı. "İsviçreli olmak, çöpünü doğru günde dışarı çıkarmaktır" diyor; "Heidi, inekler ve çikolatayla ilgisi yok." Andrew, sosyal demokrat bir partinin üyesi. Onun da İsviçre'yi özel kılan şeyin ne olduğuna dair bir vizyonu var ve İsviçreli olmakla gurur duyuyor. "İsviçre, çok-kültürlü, hoşgörülü, barışçıl ve demokratik bir toplum" diyor. Göçmen ailelerden gelen diğer İsviçrelilerin, Andrew'un görüşlerini onaylayabileceğini düşünebilirsiniz. Fakat, Kıbrıslı bir Rum ailenin kızı olan, etrafı kara koyun posterleriyle çevrili Aliki Panayides'in İsviçrelilik vizyonu farklı. Sağcı Halk Partisi'nin üyesi olan Panayides, "İsviçreli olmak çalışmayı ve ülkenin çıkarlarını birinci plana koymak demektir" diyor: "Hatta, bu ailenizden bile önce gelir..." Ama şimdi tüm değerlerin değiştiğinden yakınıyor. "İnsanlar, iyi vakit geçirmeyi, tatilleri daha fazla önemsemeye başladı." "Bu kötü bir şey mi?" diye soruyorum. "Bu bir Akdenizlilik tavrı. İsviçrelik değil" diyor, "Eğer herkes iyi vakit geçirmek isterse herşey bitmiş demektir. Ben, çalışan, disiplinli, dakik ve daha sıkı kuralları olan bir İsviçre istiyorum. " Andrew ve Aliki... İki İsviçre vatandaşı. İki göçmen çocuğu. İki farklı İsviçre vizyonu ve bir küçük ülke... Halk Partisi'nin seçim mitinginde olaylar çıkınca tüm dünya şaşırmıştı. Ama İsviçre'de kimse şaşırmadı. Olay çıkaranlar belki bir avuç aşırılık yanlısıydı. Ancak İsviçre Halk Partisi, İsviçreliliğin ne olduğu ve ülkenin nasıl bir geleceği olması gerektiği konusundaki derin ayrılığı su yüzüne çıkarmıştı. Karmaşık nispi temsil sistemi sayesinde İsviçre, çok büyük bir olasılıkla 22 Ekim'de yine bir koalisyon hükümetine uyanacak. Ancak yeni hükümetin işi kolay olmayacak. Çünkü, siyasi uzlaşı kültürüyle bilinen bu küçük, sessiz ülke, artık değişiyor. Ve İsviçre'nin, bu değişimin ayrılıkları da derinleştirmesini engelleyecek güçlü bir hükümete ihtiyacı var. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||