|
Jena sessizliğin sonu muydu? | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Adaletin gözü bağlıdır. Kararını, karşısındakinin rengine, cinsiyetine, yaşına, tipine bakmadan, bu farklılıkları görmeden vermesi gerekir. Jena’da yürüyenlere göreyse, bu kez Amerikan adaletinin gözleri açıktı.
6 siyah lise öğrencisinin bir beyaz öğrencinin dövüldüğü okul kavgasındaki rollerinden dolayı cinayete teşebbüs ve cinayet amaçlı komplo kurmak gibi aşırı ağır suçlardan yargılanması, ırkçılığın yargıya temayüzüydü. Jena’da buluşanlar arasında, 1965’te, siyahlara eşit haklar için Martin Luther King Jr. liderliğinde yapılan Selma-Alabama yürüyüşüne katılanlar da vardı; o yürüyüşü daha dün gibi hatırlayanlar da. Ama çoğunluk, 1965’te daha doğmamıştı. Irk ayrımcılığının yasalardan temizlense de uygulamadan temizlenemediği bir Amerikaydı onlarınki. Bu ülkenin namusu olan Yurttaşlık Hakları Hareketi sayesinde daha iyi hayatlar yaşıyor, ama bir yandan da, Yurttaşlık Hakları mücadelesinin aynı şevkle sürmemesinin bedelini mahkemelerde, okullarda, işyerlerinde, hatta hastanelerde içten içe süren bir ayrımcılıkla her gün ödüyorlardı. Sadece siyahlar yürümedi Jena’da. Ama daha çok onlar yürüdü. Irk ayrımcılığına karşı sesini yükseltmesiyle tanınan Rahip Al Sharpton kalabalığa seslenirken, “Tek değilsiniz” dedi; “Atlanta’da da Jena’lar var, New York’ta da, Florida’da da, Teksas da da Jena’lardan geçilmiyor.” Öyle ya, “Jena altılısı” diye anılan altı siyah öğrencinin, tümü beyaz bir mahkeme jürisi elindeki kaderinin adil olmayacağı korkusunun bir benzeri, hergün yaşanmıyor muydu Amerika’nın başka başka köşelerinde? Jena yürüyüşüne katılan Üçüncü Martin Luther King, Yurttaşlık Hakları Yasası’ndan 44 yıl, o yasanın çıkmasını sağlayan hareketin önderi, babası Martin Luther King Jr’ın öldürülmesinden 40 yıl sonra gelinen noktayı, tek kelimeyle, “üzücü” diye özetlemekte haksız mıydı? Umuttan ziyade hüzün, daha iyi bir gelecek inancından çok daha mücadeleci bir geçmişe dönük nostalji egemendi Jena'daki yürüyüşte. Jena'da lokantadan çok kilise var Jena küçücük bir Amerikan kasabası. Nüfusu 3 bini aşmıyor. Ülkenin güney eyaletlerinden Louisiana’nın, lokantasından çok kilisesi olan kırsal, dindar yerleşimlerinden biri. Nüfusun yüzde 15’i Amerika’daki yasal yoksulluk sınırının altında. Jenalıların yüzde 85’i beyaz. Siyahlar yüzde 12 ile en büyük azınlık.
Ayrıca Amerikan yerlileri, Hispanikler ve Asya kökenliler de var. Amerika’nın kalbi, geçen hafta bu küçük kasabada attı. Ülkenin kabuk tutsa da bir türlü tam iyileşmeyen yarası, Jena’da yeniden kanıyor çünkü. Perşembe günü Los Angeles’dan, Chicago’dan, Washington’dan, Atlanta’dan gelmiş binlerce kişiyi Jena sokaklarında yürüten, altı siyah lise öğrencisinin kaderiydi. Aynı zamanda, ırkçılığın sorgulanmasıydı. İnsanın ten rengine dayalı ayrımcılığı hala aşamamış Amerikan toplumunun kendisiyle yüzleşmesiydi. Belki de asıl mesele burada, 11 Eylül sonrasında, özgürlüklerinden kendi rızasıyla vazgeçmeye başlamış, suskunlaşmış, terörize bir toplum görünümünden kurtulamayan Amerika’nın artık aslını aramasındaydı. Jenalı altı öğrenciye verilecek ceza kadar, Jena’dakine benzer kalabalıkların ülkenin genel gidişatını düşünmeye, konuşmaya yeniden başlayıp başlamayacağındaydı sorun. Son yıllardaki sağır edici sessizliğini nihayet bozacak mıydı Amerika? Cevabı henüz yok ama, Jena’dan sonra bu soru soruluyor artık. Bu da birşeydir. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||