|
Çaresizlik, üç çocuk ve umut | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sale kentinin labirent halinde uzanan dar sokaklarında, yeni evlerinde ziyaret ettiğim Bacâ ailesi sıradan bir aileden farksız.
Televizyonun karşısındaki, oyalı örtülerle kaplı kırmızı divanda, çocuklarıyla mutlu mutlu oturuyorlar. Kuskus, çay ve tatlı ikram ettiler bana. Aslında olağan bir aile onlar da. Ama yedi yıl boyunca hiç mi hiç olağan olmayan birşey yaşamışlardı. Bir umumî tuvalette barınmıştı bu aile. Bacâ ailesinin sorunları uzun yıllar önce başlamıştı. Kızları çocuk tacirleri tarafından kaçırılmış ve aile, tüm varını yoğunu kızlarını kurtarmak için harcamıştı. Ev kirasını ödeyecek durumda değillerdi. İzzadin Uld Bacâ, umumî tuvalette bekçilik yaptığı için de, geçici bir süre için orada oturabileceklerini düşündüler. Belediye, aileye bir konut bulma sözü verdi ama bu sözler hiçbir zaman yerine getirilmedi ve yardım istekleri, bürokrasinin sağırlaşmış çarkında kaybolup gitti. Bu, fare ile insanın öyküsü... Tuvalette yaşadıkları sırada fareler giysilerini didikliyormuş. Sarhoş erkekler, yalpalaya yalpalaya tuvalete girerken Hatice'ye ve kızına küfürler yağdırıyormuş. Hatta Hatice, üçüncü çocuğunu tuvalette doğurmuş. Ortanca çocukla okulda alay ediyorlarmış, arkasından 'tuvalet çocuğu' diye bağırarak... Fas, Afrika ölçüleriyle yoksul bir ülke değil. Ama varlıklılarla yoksullar arasındaki ayrım büyük. Ayrımdan öteye, bir uçurum bu. Büyük kentlerde, Kraliyet ailesine ait görkemli saraylar, hükümet bakanlarının ve diplomatların oturduğu, palmiye ağaçlarıyla çevrelenmiş şahane villalar çıkıyor karşınıza. Ama Sale gibi yoksul mahalleleri de var Fas'ta. Başkent Rabat'ta çalışan işçiler yaşıyor burada. Rabat'tan trene bindiğinizde, çatıları, rüzgardan uçmasın diye taşlar, kaya parçalarıyla tutturulmuş demir levhalarla kaplı sıra sıra konutlar çıkar karşınıza bir süre sonra. Bunlar Fas'ın gecekondu mahalleleri. Bu mahallelerde yabancılaşma var, hoşnutsuzluk var. Dört yıl önce Casablanca'da ve bu yıl Nisan ayında saldırı düzenleyen intihar bombacıları buralarda yetişmiş.
Bacâ ailesine dönelim... Belediye Bacâ ailesine konut bulma konusunda pek birşey yapmamış. Ama bürokraside üstlerine yok anlaşılan. Aile için gayet güzel bir kimlik belgesi çıkarılmış. İkâmetgah olarak 'Sale tuvaletleri' yazıyor. Bacâ ailesi yaşadıklarını bir yerel gazeteye anlatınca, belediye medyanın bu habere üşüşmesiyle zor durumda kalmış ve nihayet, harekete geçmiş. Aile umumî tuvaletten tahliye edilmiş, tuvaletler kullanıma kapatılmış, kapısı çimento dökülerek duvara dönüştürülmüş. Ben İzzadin Uld Bacâ ile ilk kez karşılaştığımda duvarın başında ağlar halde bulmuştum. 'Açlıktan ölüyorum, çocuklarım pislik içinde, çile çekiyoruz' diyordu. Ve ekliyordu: 'Gidip bir motor bulacağım ve denize açılacağım. Belki daha kolay aş bulabileceğimiz bir yere varırız. Ya da kim bilir, belki boğulup gideriz denizin ortasında.' O noktada bir polis geldi yanıma. Basın kartımı aldı ve beni polis karakoluna götürdü. Sonra da serbest bıraktı. Daha sonra hükümet yetkililerine, umumî tuvaletin niçin kapatıldığını sordum. Ama sorduğum yetkili cevap bile vermedi. Sigarasının dumanını yüzüme üflemekle yetindi. Derken bir modern mucize gerçekleşti. Bacâ ailesinin öyküsünü BBC'nin internet sayfasından okuyan, Amerika Birleşik Devletleri'nden Kuveyt'e, yüzlerce kişi, kaygılarını dile getiren elektronik postalar yağdırmaya başladı. Onlarcası para yardımı teklif ediyordu. Bir okur 'Ben de uzun zamandır işsizim. Ama en azından başımı sokacağım bir evim var. Bacâ ailesine de aynı şeye sahip olmasını isterim' diye yazıyordu. Bacâ ailesine şimdiye kadar bin sterlin tutarında para havale edildi. Aile, bunun Allah'ın bir işi olduğunu düşünüyor, dualarının kabul edildiğini söylüyor. Başkaları da internetin gücüne bağlıyor mucizeyi. İzzadin Uld Bacâ, 'Böyle hayır yapanlar olmasaydı hayatta kalamazdık' diyor. Ve 'bize para verenlere teşekkür etmek istiyorum. Allah mekanlarını cennet eylesin...' diye sürdürüyor. İzzadin Uld Bacâ, Sale plajında sandviç satarak para kazanmayı amaçlıyor. Kendisine gönderilen paraları peşin ödeme olarak yatırıp, bir ev alabilmeyi umuyor. 'Tuvalette yaşamak bir kabus gibiydi. Yeni uyandık biz bu kabustan' diyor. Ve 'gözlerinizin önünden kara bir bulut ya da sis perdesi geçiyordu sanki. İşiniz olmayınca, eviniz olmayınca, ailenizi geçindiremiyorsanız, o zaman gerçek anlamda bir insan olamıyorsunuz. Ama ben şimdi yeniden bir insan haline geldim' diye sürdürüyor. Akşam olurken Bacâ ailesine veda ediyorum. Batmakta olan güneşle birlikte kentin tarihi sokakları huzur verici bir turuncuya dönüşüyor. Bana kuskus, çay ve tatlı ikram eden bu yabancı insanların, iyilikleri, konukseverlikleri üstüne düşüncelere dalıyorum. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
~RS~q~RS~~RS~z~RS~41~RS~)