|
Vahşi Güney: Kerkük | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kerkük'e gideceğimizi söyleyince herkesin yüzüne bir kaygı ifadesi çöktü Erbil'de.
Ama biz dersimizi iyice çalıştık. Yabancı olduğumuzu belli etmeyeceğiz. Hiç bir yerde fazla durmayacağız. Ara yollara girmeyeceğiz. Arap mahallelerinden kaçınacağız. Yoldan cep telefonuyla kimseyi aramayacağız. İşimizi çarçabuk bitirip akşama kalmadan döneceğiz. Kerkük, Erbil'e arabayla bir saat çekiyor. Erbilli gazeteci Mustafa Kerim Göktürk ile yola çıktık. Kürt bölgesinden çıktıktan sonra Mustafa suskunluşıp dikkat kesiliyor. Hiç bir aracın bizi geçmesine izin vermiyor. Özellikle de BMW'ler tehlikeliymiş. "Yolunu kesip kaçırıyorlar" diyor. Bir tanesinden kılpayı kurtulmuş bir kaç ay önce. Sonunda Irak askeri kontrol noktasından geçerek Kerkük'e girdik. Şehrin merkezine girip çarşıda parkettik. Bizi gezdirecek tanıdık öğretmeni bekliyoruz. Az sonra yanında kardeşleriyle geliyor. Ceketlerinin altında silahlarının kabartısı farkediliyor. Tedirginler. "Bugün çok gergin. Sabahtan beri iki bomba patladı, hemen gidelim" diyorlar. Sadece bombalar değil, bir de keskin nişancılar türemiş son zamanlarda. "Kim bunlar?" diyorum. "Arap teröristler" diyorlar. Kerkük'de Sanat "Bizim okula gidelim isterseniz önce" diyor öğretmen Hejar. Aralarda bir yere parkettiğimiz sırada kulağıma çalınan müzikle başımı çevirip donakalıyorum.
Yemyeşil, heykellerle bezeli bir avlu, bir genç keman çalıyor, biri ona gitarla eşlik ediyor. Etrafları kızlı erkekli bir grup gençle çevrili. Avlunun çevresinde bir sürü genç tuvallerinin başında resim yapıyor. Kerkük Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretmenmiş meğer Hejar. Öğrenciler Türkmen, Kürt, Arap birlikte.. "Bizim aramızda hiç bir sorun yok" diyorlar. Her gün can korkusuyla yaşadıklarını anlatıyorlar ama yine de hummalı bir faaliyet içindeler. Harıl harıl Kerkük Sanat Festivaline hazırlanıyorlar. Resimlere son rötuşlar yapılıyor, şarkılar ve oyunlar titizlikle tekrar tekrar çalışılıyor. Kerkük kimin? Kerkük ile beraber kaderleri Irak anayasasının 140. maddesiyle bu yılın sonuna kadar yapılacak referanduma bağlanmış on kadar bölgeye, "dış topraklar" deniyor Kürdistan Bölgesel Yönetiminde.
Bölge hükümetinin ilgili bakanı Muhammed İhsan, "Kerkük'de durum giderek gerginleşiyor. Yıl sonuna kadar nasıl referandum yapılabilecek" diye sorduğumda, "Yapılacak. Başka bir seçenek yok" diye yanıt veriyor. Kürtlere göre Kerkük bir Kürt şehri... Ama Türkmenlerin ikinci nüfus olduğunu ve iktidarı nasıl paylaşacakları konusunda pazarlığa açık olduklarını söylüyorlar. Kerküklü olup da Baas rejimi tarafından sürülen Kürt, Türkmen herkesin haklarının iadesini öngören kanunun kabulü ardından bölgeye dönen Türkmen pek olmamış ama yüzbinlerce Kürt, Kerkük'ün kenarlarına eklemlenen mahallelerde, gecekondu düzeninde ya da çadırlarda referandumu bekliyor. Buraya sonradan yerleştirilen Araplara oy hakkı verilmemesi öngörüldüğüne göre, sandıktan Kürt bölgesine katılma yönünde bir sonuç çıkması kaçınılmaz görünüyor. Tabi referandum yapılabilirse. "Kerkük bir Türkmen şehridir. Kürt bölgesine katılamaz. Bağdat'a bağlı özerk bir yönetim tarafından yönetilmelidir" diyen Irak Türkmen Cephesi lideri Saadettin Ergeç'in yanına ulaştığımızda, kent bir bombayla sarsıldı. Günün üçüncü bombası. Kapıdaki korumalar gergin. Telefonlar çalıyor. Haberler gidip geliyor. Rahatlıyorlar. Ölü yok.
Ergeç, Kürtlerin buraya Kerküklü olmayanları da yığarak bölgenin kaderini değiştirmeye çalıştıklarını söylüyor. Türkmen cephesi, Kerkük İl Meclisi'nden de çekilmiş. "Referandum yapılmıyacak" diyor kendinden emin bir tavırla. Ama Türkmen Cephesinin işi zor. Kürt yönetimi altında yaşayan Türkmenler ılımlı Türkmen partilerine yöneliyor. 20'nin üzerinde Türkmen partisi var bölgede. Kerkük Türkmenleri de bölünmüş. Bir Kürt politikacı "Burda üç tür Türkmen var" diyor. "TT'ler, İT'ler ve KT'ler. Yani, Türkiye Türkmenleri, İran Türkmenleri ve Kürdistan Türkmenleri". Kerkük İl Meclisi'nde görüştüğüm bir kısım Türkmen Kürt tezlerini benimsiyor, Şii Türkmenlerin önemli bir kısmı Şii Araplarla birlikte hareket ediyor. Dönüş yolunda, Kürt kontrolündeki topraklara girdiğimizde bir rahat nefes alıp günü değerlendiriyoruz. Rehberim Mustafa'ya "Ne olacak bu iş" diyorum. "Kürtler ile Türkmen cephesi arasında hiç bir uzlaşma zemini görünmüyor". Mustafa güzel bir orta formül buluyor. "Ben Türkmen Cephesine de Kürt yönetiminin yaklaşımına da tam katılmıyorum" diyor; "Evet Kerkük'ün Kürdistan bölgesine dahil olması bence de gerçekçi ve Kerküklülerin çıkarına. Türkmenler tarihi ve kültürel olarak Kürtlere hep yakın oldu. Ama Kerkük Türkmenlerin çok önemli olduğu bir şehir. Buranın yönetiminde eşit söz hakları olmalı." Mustafaya göre, Türkmen Cephesi Kerkük dışındaki Türkmenleri unutuyor. Oysa Erbil'de üçyüz bin Türkmen var bugün. Kent nüfusunun üçte biri. Mustafa'ya "Türkmence eğitim var, televizyon, radyo var, Türkmen partileri kurulabiliyor. Başka ne istiyorsunuz?" diye soruyorum. "Kürtler Irak'da Araplardan ne istiyorsa ben de Türkmen olarak Kürtlerden aynısını istiyorum" diyor; "Nasıl Kürtler Irak anayasında kendilerine ikinci millet diye bir statü verdirdilerse, Irak hükümetinde çok önemli görevleri aldılarsa, Kürtçeyi ikinci resmi dil yaptılarsa, Türkmenlere de kuzeyde aynı hakları vermeleri lazım. Çünkü biz de Kürdistan'da ikinci milletiz." | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||