Irmağa gün doğarken vardık. Yaklaşık 50 kişilik bir polis birimi, ırmağın öte yakasındaki kokain laboratuvarına baskın yapacaktı. Ama ortalıkta bir köprü görünmüyordu. Kendi kendime karşıya nasıl geçeceğimizi düşündüm.

Ama sonra ırmağın bir yakasından diğerine uzanan çelik halatı farkettim. Halata bağlı halde, büyük boy bir süpermarket arabası büyüklüğünde bir sepet vardı.
Kamuflaj giysileri içinde ve ellerinde makineli tüfeklerle daha ziyade askere benziyen polisler, halata bağlı sepete binerek birer birer karşıya geçtiler. Sıra bana geldiğinde biraz kaygılıydım doğrusu, ama sonunda sarsıntısız biçimde ırmağın üzerinden geçerken işin keyfini çıkardım.
Ancak ırmağın karşı yakasında bulduğumuz şey insanın keyfini kaçırır cinstendi. Bambu ve palmiye ağaçları arasında, kir, pas ve çamur içinde korunaklar vardı. Sağda solda da kokain laboratuvarından geriye kalanlar.
Büyük variller içinde kimyasal maddeler gördük. Koka bitkisinden elde edilen madde bunlarla karıştırılıp kokain haline getiriliyordu.
Mikrodalga fırınları çalıştırmak için mini jeneratörler kullanılıyordu. Bu fırınlar kokaini daha da saf hale getirmede kullanılıyordu.
Karşımızdaki manzara, gözde gece klüplerinde "kokain çeken" insanların dünyasından o kadar farklıydı ki. Ortalığı yoğun bir sülfürik asit kokusu kaplamıştı.
Atık maddelerin fokurdadığı pis kuyucuklar vardı dört bir yanımızda. Yapış yapış olan çamur üzerinde sürekli ayaklarım kaydığından, bu zehir dolu çukurlara yuvarlanacağım diye ödüm kopuyordu.
Bir kenarda futbol topu büyüklüğünde plastik çantalar dolusu beyaz toz bulduk. Kimya eğitimi almış bir polis, bıçağını çantaya daldırdı ve tozu incelemeye başladı.
Birkaç dakika sonra da vardığı sonucu ilan etti: "Kokain"...

Bunu üretenler, ilk polis ırmağı geçtiği an kaçıvermişti. Irmağı ilk geçen polis kendisine bir el ateş edip, ardından kaçtıklarını söyledi.
Birden garip bir ses geldi kulağıma. Gidip baktım, bir polis küçük bir paketin etrafını seloteyple kaplıyordu.
Paketin içinden beyaz uzun bir tel sarkıyordu. Elindekinin ne tür bir paket olduğunu o an farkettim; bu bir patlayıcıydı.
Polislerden biri "hadi gidiyoruz" dedi İngilizce olarak; aradıkları kanıtları bulmuşlardı. Polis ekibinin başı eski, kovboy türü bir tabanca bulmuştu. Belki de adamlarına karşı kullanılmış bir silahtı bu.
Güvenli bir mesafeye çekildim.
Bum: etraftaki bitki örtüsünün bastırdığı bir sesle gelen patlama ardından, alev alan kimyasal maddelerin insanın kanını donduran sesi geldi. Yeşil bambu dalları bir anda kızıl alevlerle sarıldı ve Kolombiya göklerine simsiyah bir duman sütunu yükselmeye başladı.
Birleşmiş Milletler'in uyuşturucu ve suçla mücadele biriminin rakamlarına göre geçen yıl Kolombiya'da 430 ton kokain üretilmiş.
Bum: İkinci patlama daha şiddetliydi. Polisler sevinç çığlıkları atmaya başladı: "Mükemmel" diye bağırdı biri, bir diğeri ise "Nagasaki" diye.
Bum... Üçüncü ve son patlama. Duman sütunu daha da yükseldi. Sağımdaki bir polis memuru "çok iyi" dedi; bir diğerinden ise bir "Oley" sesi yükseldi.
















