ABD genelinde - 2001 yılında, New York ve Washington'u sarsan intihar saldırılarının yaşandığı - 11 Eylül'ün hatırası hala taptaze...

Her yıl yapılan anma törenlerine bu yıl yeni bir isim verildi: Ulusal Hizmet ve Anma Günü.
ABD Başkanı Barack Obama ve eşi, first lady Michelle, Amerikalıları "karanlık günleri kahramanlarını" onurlandırmanın bir yolu olarak toplu etkinlikler düzenlemeye çağırdı.
11 Eylül'ün geride bıraktıkları, Obama'nın karşısındaki en büyük güçlüklerden biri.
Amerikan topraklarında bu saldırının bir benzeri daha yaşanmasa da El Kaide örgütü ve bu örgütle bağlantılı grupların faaliyetleri hala devam ediyor.
Küresel tehdit
Yakın zamanda yaşanan üç olay, küresel tehdidin hala varolduğuna bir kanıt.
1. Endonezya'nın başkenti Cakarta'da Temmuz ayında otel saldırıları
2. Ağustos ayında ülkede iç güvenliği korumakla yükümlü Suudi prensine yönelik suikast girişimi
3. Bu hafta içinde üç İngiliz vatandaşı Müslüman’ın, 2006 yılında ABD ile İngiltere arasında uçan yedi yolcu uçağına bomba yerleştirme planları yapmaktan suçlu bulunması
Uzmanların çoğu, El Kaide'nin zayıfladığı ancak tamamen devre dışı kalmadığında birleşiyor.
El Kaide, ABD ve müttefiklerinin devamlı baskısıyla güçten düştü. Orta seviyedeki bazı liderleri, ABD'nin insansız uçaklarının düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Bir zamanlar güçlü olduğu düşünülen Irak ve Suudi Arabistan gibi iki önemli ülkede, savunma konumuna geçmiş durumda.
Ama aynı uzmanlar, Müslümanların kalplerini ve zihinlerini kazanmaya yönelik küresel savaşta el Kaide'nin muhalifleri karşısında üstün geldiği görüşüne yakın duruyor.

El Kaide'nin ideolojisi hala dünyanın farklı yerlerinde genç Müslümanlara cazip gelmeye devam ediyor.
Merkez üssü
Küresel düzeyde aşırılık yanlısı eylemlerde asıl cephe, merkeze uzakta ve nispeten yasaların da fazla işlemediği Afgan - Pakistan sınırında yoğunlaşıyor.
Burası sadece Usame bin Laden ve yardımcısı Eymen el Zevahiri'nin saklandığı düşünülen yer değil.
Cihat yanlıları için Afganistan, Pakistan hatta Hindistan, Irak'tan çok daha ümit vaat eden topraklar.
El Kaide ve Taliban müttefiklerinin baskısı da buralarda yoğunlaşıyor.
Bunun dışında el Kaide'ye yakın örgütlenmeler Kuzey Afrika, Yemen ve Güneydoğu Asya'da faaliyet gösteriyor.
Uçaklara yönelik saldırı planları da gösterdi ki, El Kaide Avrupa’da büyümüş Müslümanları ve din değiştirip Müslümanlığı seçmiş kişileri kullanarak Avrupa'yı hedef almaya devam ediyor.
Obama etkisi
Bununla beraber bu tabloya yeni bir öğe eklenmiş durumda; o da Barack Obama.

Obama'nın ABD'de başkanlığa seçilmesi El Kaide'nin sert saldırılarını getirdi; Eymen el Zevahiri, ırkçı bir dile dahi başvurarak yeni başkanı "sahibin evinde yaşayan köle" diye niteledi.
Bu da cihat yanlılarının, Obama'yı selefi George W Bush'tan daha zorlu bir hedef olarak gördüklerini ortaya koyuyor.
Yeni başkan Müslümanlara önceliklerini göstermekte gecikmezken, "teröre karşı savaş" gibi ifadelerin amaca zarar verdiğini söyledi.
Haziran ayında Kahire Üniversitesi'nde yaptığı ve milyonların izlediği konuşmasında da Müslümanlarla Amerika ile ilişkilerde yeni bir başlangıç vaat etti.
Tüm ABD askerlerini 2012'den itibaren Irak'ta çekme sözü verirken, Filistinlilerin içinde bulundukları durumu "tahammül edilemez" diye tanımladı.
Ama bu konuşmayı olumlu karşılayan Müslümanlar dahi, konuşmanın üzerinden üç ay geçtikten sonra şüphelerini dile getiriyor.
İsrail'in Batı Şeria'da daha fazla yerleşim kurmaya devam ettiğini; ABD'nin İran'ı yaptırımlarla tehdit ettiğini ve yine Amerikan askerlerinin Afganistan'a yığıldıklarını görüyorlar.
Amerikalı bir Müslüman yorumcu, "Obama gibi konuşuyor ama Bush gibi davranıyor" dedi örneğin.

İslam korkusu
ABD Başkanı Barack Obama bir yandan Müslümanların Batı'dan duydukları şüpheleri aşmaya çalışırken, madalyonun öbür yüzündeki Batı'daki İslam korkusuyla başetmek zorunda.
Bir çokları mevcut durumu "medeniyetler çatışması" diye tanımlamayı sürdürüyor.
Örneğin Daily Telegraph'a yazan Washington merkezli, muhafazakar bir düşünce kuruluşundan Nile Gardiner, "İslamcıların özgür dünyaya yarattığı tehdidin komünizmin düşüşü ve Nazi Almanya'sının çöküşünden bu yana görülenlerin en büyüğü" olduğunu savunuyor.
İslam ile Batı arasındaki uçurumu aşmak uzun vadeli zorlu bir süreç.
Amerikalı deneyimli diplomat Ryan Crocker, Newsweek dergisine yazdığı makalede 11 Eylül'den sekiz yıl sonra, çıkarılan dersleri irdeliyor.
Ryan Crocker, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda, Kabil ve yakın dönemde Bağdat büyükelçiliklerinde 40 yılı aşkın hizmet verdikten sonra geçtiğimiz günlerde emekliye ayrılmıştı.
Crocker, makalesinde "Amerikalılar" diyor, "kendimizi düşman ya da kaos içindeki toplumlara empoze etmemizin bir çözüm olmadığını öğrenmek zorunda."
"Üstün güçlerin gözle görülür kibri ve cehaleti, küçük düşürme ve aşağılamanın yeni yorumlarını ve bu da yüzyıllarca sürecek intikam çağrılarını besleyecektir."
Crocker, "asıl ihtiyaç duyulan şey ise" diyor "stratejik sabırdır ki Amerikalılar, geleneksel anlamda buna sahip olmakta zorlanırlar."

















