Guardian, Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus'un uzun bir süre direndikten sonra, Lizbon Anlaşması'nı onaylamasıyla Avrupa Birliği başkanlığı için yarışın başladığını belirtiyor.

Gelecek ay yürürlüğe girmesi beklenen anlaşmayla Avrupa Birliği'nin fiilen bir "Başkanı" bir de "Dışişleri Bakanı" olacak.
Guardian'a göre, başkanlığa eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in getirilmesi olasılığı zayıf görünüyor. Zira, Blair geçen haftaki Avrupa Birliği zirvesinde başkan adaylığına destek toplayamadı. AB vrupa Birliği içindeki eğilim başkanın merkez sağ çizgide ve küçük bir Avrupa ülkesinden olması yönünde.
Dışişleri bakanlığı görevi ise sosyal demokratlara verilecek. Bu makam için İngiltere Dışişleri Bakanı David Milliband ve eski İtalya Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema favori olarak görülüyor.
Financial Times, Avrupa Birliği kaynaklarına dayanarak, Tony Blair'in başkanlık şansını artırmak için doğrudan lobi yapmaya başladığını ve geçen hafta Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel ile telefonda görüştüğünü aktarıyor.
Gazete, başkanlık için gözlerin Belçika, Hollanda ve Lüksemburg başbakanlarına çevrildiğini, nihai kararın bu ay içinde düzenlenecek AB devlet ve hükümet başkanları zirvesinde alınmasının beklendiğini belirtiyor.
Guardian tüm üyelerin onayından sonra, iktidara gelmeleri halinde Lizbon anlaşmasını referanduma götürme sözünü tutmalarının mümkün olmadığını açıklayan İngiliz muhafazakarların zor durumda kaldıklarına dikkat çekiyor. Haberde özetle şöyle deniyor:
'Muhafazakarlar Brüksel'den yetkileri geri isteyecek'
"Anamuhalefet lideri David Cameron, bugün yapacağı açıklamayla parti içinde Avrupa Birliği'ne şüpheyle yaklaşan kesimleri yatıştırmaya çalışacak. Cameron, istihdam ve sosyal politikalarda Brüksel'e devredilen yetkileri geri almak için çaba harcama sözü verecek. Bu, Avrupa Birliği'nin sosyal politikalarının İngiltere'de geçerli olmaması anlamına geliyor. Fakat, bunun için tüm üyelerin onayı gerekiyor zira, bu düzenlemeler, ancak oybirliğiyle değiştirilebilecek AB anlaşmalarına serpiştirilmiş durumda."
"Cameron'un, İngiltere'nin Avrupa Birliği'yle ilişkilerinde referandum seçeneğini açık tutmak istediği yönünde mesajlar vermesi bekleniyor. Bu seçeneklerden biri, planları reddedilirse, yeni katılım anlaşmalarını referanduma götürmek olabilir."
Financial Times, en geç gelecek yıl Mayıs sonunda yapılması planlanan genel seçimlerin favorisi olarak görülen muhafazakarların, asla euro'ya geçilmeyeceği yönünde taahhütte bulunması beklendiğini aktarıyor.
Daily Telegraph, aynı konuyla ilgili haberinde üye ülkelerin birçok yetkiyi artık Brüksel'e devredeceğini belirtiyor ve devam ediyor:
"Anlaşmayla İngiltere en az 40 alanda veto hakkını kaybedecek. Destekçileri, bu anlaşmanın Avrupa Birliği'nin işleyişini etkinleştireceğini, birliğe dünya siyaset sahnesinde ağırlık kazandıracağını savunuyor. Ancak karşı gruptakiler, anlaşmayla hükümetlerin Brüksel'e çok fazla yetki devredeceğini söylüyor."
Times gazetesi de Lizbon anlaşmasının onaylanmasıyla yeni bir dönem başladığını belirtiyor ve Avrupa Birliği seçkinlerini halkların sesine kulak vermemekle suçluyor. Başyazıda şöyle deniyor:
'AB'nin demokrasi açığı büyüdü'
"Avrupa'nın siyasi eliti, her zaman olduğu gibi halk iradesini yine dikkate almadı. Anlaşma üç kez halk onayına sunuldu üçünde de reddedildi. Fransızlar ve Hollandalılar Avrupa anayasasını reddeti. Daha sonra İrlandalılar, referandumda Lizbon anlaşmasına "hayır" dedi. Fakat daha sonra yeniden referanduma zorlandılar. Anlaşmanın onayı Avrupa Birliği'nin demokrasi açığını büyüttü."
'Afganistan'dan askerleri çekelim'
Guardian, İngiltere'de iktidardaki İşçi Partisi içinde Afganistan savaşı stratejisinde ayrışmalar başladığını aktarıyor. Parlamento İstihbarat ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Kim Howells, Guardian'daki yazısında, İngiltere'nin artık Afganistan'daki askerlerini çekmeye başlaması ve El Kaide'den gelebilecek saldırılara karşı iç istihbarata ağırlık verilmesini öneriyor.
'Amerikan ekonomisinin geleceğine yatırım'
Financial Times, dünyanın en zengin ikinci insanı olan Warren Buffet'ın 26 milyar dolarlık bir anlaşmayla Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük demiryolu şirketlerinden biri olan Burlington Northern Santa Fe'nin kalan hisselerini satın aldığını beliretek, bunun Amerikan ekonomisinin geleceğine yapılan bir yatırım olduğu yorumunu yapıyor.
Daily Telegraph, İngiltere Hükümeti'nin daha önce milyarlarca sterlinlik kaynak aktarılarak kurtarılan Royal Bank of Scotland ve Lyods'a 37 milyar sterlin daha verme kararı aldığını aktarıyor. Gazeteye göre, bankaları kurtarma operasyonu aile başına 4 bin 350 sterline mal olacak.
Çalışanların 'çevre inançları'na saygı
Independent'a göre, İngiltere'de bir mahkeme, işverenlerin, tıpkı dini inançlar gibi çalışanların çevreyle ilgili görüşlerine saygılı olması gerektiğine dair bir karar aldı. Emsal oluşturucak bu kararla, işyerlerinin karbon salımlarını azaltması, atık politikaları ya da toplantılar için uçakla seyahat edilmesi gibi konularda dile getirdiği görüşler için mağdur olan çalışanlar tazminat davası açabilecek.
















